1 Haziran 2016 Çarşamba
197 Gün, Dr. Saltı ve Küçük Prens // Kitap Yorumu
Eğer ilgi çekici bir konu, akıcı bir dil ve harika bir kurgu, hem bilim hem edebiyat bir kitapta bir araya gelirse o kitabın tadından yenmez. Sultan Tarlacı’nın 197 Gün isimli kitabı da benim için öyle.
Kitap birkaç yıl önce ülkemizde yaşanan ve hepimizin hatırlayacağı bir cinayetten esinlenilerek yazılmış bir polisiye-cinayet romanı olsa da yazarının bir nöroloji uzmanı olduğu ve Parapsikoloji çalışmaları yaptığı düşünüldüğünde iş değişiyor.
Bir nöroloji uzmanından elbette ki terimlerle dolu bir bilim kitabı bekleyebilirsiniz, polisiye ne iş? Doktorlar hastalarıyla ilgilensin. Fakat 197 Gün’ü her ne kadar bilim kategorisine alamasak da bilimden ayrı da düşünemeyiz. Kitabın ana karakteri Dr. Saltı da bir nörolog çünkü.
Lise öğrencisi genç bir kız sevgisilisi tarafından öldürülmüştür, katilin kim olduğu bilinmesine rağmen nerede olduğu bilinmemektedir. Haberler yayınlandığından dolayı kitabın karakterleri de bundan haberdardır ve etkilenirler haliyle ama onlar kendi hayatlarını yaşayan, iş güç sahibi insanlardır. Elbette ki katilin yeri merak konusudur ve polis onu aramaktadır.
Kitapta olayları anlatanlar ise öldükten sonra bir şekilde aramızda kalmaya devam eden; çevresini, insanları, yakınlarını izleyen ve ddüşüncelerini paylaşan ölmüş kişiler. Ölen genç kız da var anlatıcılar arasında, o bize öldükten sonra okulunda olup bitenleri anlatıyor. Fakat fazla karşılaşmıyorsunuz onunla.
Yalnız bu kişiler ölmüş ve tek işleri gözlem yapmak da olsa tüm bildikleri yine kendi şahit oldukları ve kendi yorumladıkları kadar. Yani ölmüş bile olsanız yine kendi bildiğiniz kadarsınız. :)
Kitabın ana karakteri Dr. Saltı Parapsikoloji çalışmaları yapar; her ne kadar bulunduğu çevre tarafından hoş görülmese de Duyular Dışı Algı, Öngörü, Uzaktan Görü mevzularıyla ilgilidir hatta bunların varlığına inanır ve kanıtlamaya çalışır, bir internet sitesi kurup yetenekli insanları bir araya getirmek için çabalar. Bize bunların falcılık, cincilik olmadığını; mekanizmasını tam olarak anlayamasak da bilimsel olarak incelenebileceğini, bunun bir yetenek olduğunu anlatır durur. Yalnız bunu çok güzel bir üslup ile yapar. Fazla sıkmaz, terimlere boğmaz. Romanın içinde akar gider, keyifle okursunuz. Sanki karşınızda biri anlatıyormuş gibi. Kitabı bitirdiğinizde ise konuyla ilgili başlangıç seviyesinde bilgilenmiş olursunuz. Güzel bir başlangıç.
Yaptığınız bir çalışmada -bu bir kitap, konuşma, film ya da tiyatro oyunu olabilir- insanlara mesaj verme amacı güdüyorsanız dikkatli olmak gerekir. Eğer çok bilmiş bir tavırda, öğüt verir gibi ya da göze sokarcasına yaparsanız amacınıza ulaşamazsınız, insanlar bu duruma karşı set çekerler. Mesaj olduğu için de açık olmalıdır ki anlaşılsın, yerine ulaşsın. Yoksa ne anlamı kalır? İnsanlara bir şey anlatırken dikkat etmek gerek aslında. Kitapta yazarı andıran ana karakterin her yönüyle mükemmel biri gibi karşımıza çıkması biraz rahatsız edici fakat bence o aslında tıpkı Küçük Prens’teki Küçük Prens gibi. Küçük Prens bilgedir, harikadır ve eşsizdir ancak bir o kadar da yalnız ve melankoliktir. Üstelik mesajlarla doludur. Dr. Saltı da bana onu anımsattı. Kitabı okurken masalsı bir tat da almadım değil.
Yalnız kitapta beni daha çok etkileyen bir şey var. Aslında benim için en önemli olan şey de bu. Kitapta, halen hayatta olan karakterler farklı mekanlarda karşımıza çıkıyor ve her mekanda farklı bir -hayatta olmayan- kişiden dinliyoruz onları. Ne yaptıklarını, konuşmalarını, kişiliklerini, ruh hallerini.
Bir karakter ilk önce güzel bir mekanda ortaya çıkıyor ve onu anlatan ölmüş kişinin anlattıklarına göre bu karakterden güzel izlenimler alıyorsunuz. Sonra aynı karakteri başka bir yerde başka biri anlatıyor ve hiç de sandığınız gibi olmadığına karar veriyorsunuz. Ancak yine aynı karakter başka bir mekanda tekrar karşınıza çıkıyor ve işin iç yüzünü anlıyorsunuz. Sayfalar ilerledikçe karakterlerin geçmişleri hakkında da bir şeyler öğrenebiliyorsunuz. Her yerde aynı şekilde karşımıza çıkan karakterler de var. Anlatanlar insan oldukları için iş yer yer dedikoduya dönüyor.
Belki de hiçbir karakteri tam anlamıyla tanıyamayız. Sonuçta onları, onları izleyen insanların anlattıkları kadar biliyoruz. Ve onlar da izledikleri, tanıdıkları kadar anlatabiliyorlar. Onların da bir bakış açısı var. Belki de tuttukları taraflar.
Görüyorum ki hayatta insan ilişkilerindeki en büyük sorunlar birbirini yeteri kadar anlamamaktan daha doğrusu yanlış anlamaktan kaynaklanıyor. Her şeyi, herkesi kendi yorumladığımız gibi sanıyoruz. Dedikodu dediğimiz o terapi buna güzel bir örnek bence.
Bu kitabı bu kadar beğenmemin sebebi de bu sanırım. İnsanları ve durumları gözlemleyip yorum yapmayı ve kişilik çözümlemelerini seviyorum. Gözlemci bir kişiliğimin olduğuna inanıyorum. Bu kitap da bana güzel bir örnek oldu.
Elbette ki yazarı daha önce az çok takip etmem, konuyla iyi kötü ilgilenmem ve kitabı merak ediyor olmam da önemli bir etkendir.
Son olarak kitabın edebi yönü hakkında tartışacak olursak ben pek bir şey söyleyemem aslında. Sıradan bir okuyucu olarak ne kadar konuşabilirim ki? Okurken gerçekten keyif aldığımı, sıkılmadığımı söylemeliyim ama.
Keşke bazı karakterler hakkında daha fazla şey bilebilseydik, havada kalan bazı konular da olmuş üstelik pat diye de bitti kitap. Sonunda açığa çıkacağını düşündüğüm bazı şeyler açığa çıkmadı, o yüzden umduğumdan farklı bir şekide bitti desem yeridir. Ancak hikayeyi düşündüm de, kişiler hakkında bilmemiz gereken kadarını biliyoruz. Sonuçta katil bulundu mu bulundu. Hayatta her şeyi ne kadar bilebiliyoruz ki? Ya da her şeyi bilmemize gerek var mı? Peki bir kitaptaki ya da filmdeki her şeyi bilmemize gerek var mı?
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ ---------------------------
Belki de herkesin ve her şeyin özünü kendi yorumladığımız gibi sanmamızdı tüm o karmaşanın sebebi.
Etiketler:
197 gün,
bilim,
cinayet,
dedikodu,
düşünceler,
insan,
kitapkurdu,
küçük prens,
nöroloji,
okumak,
parapsikoloji,
polisiye,
sultan tarlacı,
tutikitap,
yazı,
yazmak
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder