Küçük, koşarak
girdi içeri. Heyecanla bağırdı:
-’’Kirazlar
olmuş, kirazlar olmuş.’’ Ufacık ellerine sığdırabildiği
tüm kirazları koydu ahşap masanın üzerine. O kadar mutluydu ki,
gözleri öyle parlıyordu ki... Kimimiz onun neşesine ortak oldu,
kimimizin ise ‘’ne olmuş yani, ne gerek var bu kadar galeyana
durduk yerde’’ diyordu bakışları. Çocuk işte alt tarafı
üç-beş kiraz, bir şey sanıyor.
Ufaklık hiç takmadı o bakışları, gördüğü ilgi hoşuna gitti onun. Odaya şöyle bir göz attıktan
sonra
- ‘’Herkese bir tane var.’’ dedi aynı heyecanla aynı
parıltıyla. Ellerini çırptı.
Niye bu kadar
sevindi? Bir tane bile olsa herkesin kiraz yiyebileceğine mi? Bir
tane kiraz neye yeter ki? Niye bu kadar sevindi?
Küçük hiç
kaybetmedi heyecanını, gözlerindeki parıltıyı. Masadaki
kirazları toplamaya giriştiği sırada bir tabak getirdi ablam.
Hazine bulmuş gibi sevindi.
Niye bu kadar
sevindi ki?
-’’Dedee,
bunları yıkamamıza gerek yok dimi?’’ diye sordu ufaklığın
sadece birkaç yaş büyük olan ablası. Kardeşi kadar coşkulu
olmasa da o da heyecanlıydı.
-’’Yok evladım,
zehir atmayız hiç.’’ diye cevap verdi babacan bir tavırla.
Torunlarını neşeli görmek onu da şenlendirmişti anlaşılan.
‘’Yıkamanıza gerek yok.’’ derken ne de keyifliydi.
Ulaşamadıkları bir özgürlüğü ilk defa tattırmış gibi.
Küçücük elleriyle koydu tüm kirazları tabağa. Tek tek dağıtmaya başladı.
Sıram gelince aldım bana düşen kirazı duygusuz, otomatikleşmiş
bir gülümsemeyle.
Ufaklık hiç
susmuyordu.
-’’Dedee, seneye
daha çok kiraz olur dimi?’’
-’’Allah verirse
neden olmasın evladım?’’ Başını okşadı ufaklığın. O ise
anlamadı dedesinin ne demek istediğini. Anlamış gibi yaptı,
bilgece bir şey söylediğini anladı sadece. Anlamadı ne dediğini
ama hissetti belki de.
-’’Kirazlar olmuş, kirazlar olmuş.’’ Ufacık ellerine sığdırabildiği tüm kirazları koydu ahşap masanın üzerine. O kadar mutluydu ki, gözleri öyle parlıyordu ki... Kimimiz onun neşesine ortak oldu, kimimizin ise ‘’ne olmuş yani, ne gerek var bu kadar galeyana durduk yerde’’ diyordu bakışları. Çocuk işte alt tarafı üç-beş kiraz, bir şey sanıyor.
Ufaklık hiç takmadı o bakışları, gördüğü ilgi hoşuna gitti onun. Odaya şöyle bir göz attıktan sonra
Küçük hiç kaybetmedi heyecanını, gözlerindeki parıltıyı. Masadaki kirazları toplamaya giriştiği sırada bir tabak getirdi ablam. Hazine bulmuş gibi sevindi.
Niye bu kadar sevindi ki?
-’’Dedee, bunları yıkamamıza gerek yok dimi?’’ diye sordu ufaklığın sadece birkaç yaş büyük olan ablası. Kardeşi kadar coşkulu olmasa da o da heyecanlıydı.
-’’Yok evladım, zehir atmayız hiç.’’ diye cevap verdi babacan bir tavırla. Torunlarını neşeli görmek onu da şenlendirmişti anlaşılan. ‘’Yıkamanıza gerek yok.’’ derken ne de keyifliydi. Ulaşamadıkları bir özgürlüğü ilk defa tattırmış gibi.
-’’Dedee, seneye daha çok kiraz olur dimi?’’
-’’Allah verirse neden olmasın evladım?’’ Başını okşadı ufaklığın. O ise anlamadı dedesinin ne demek istediğini. Anlamış gibi yaptı, bilgece bir şey söylediğini anladı sadece. Anlamadı ne dediğini ama hissetti belki de.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder