1 Temmuz 2016 Cuma

Güneş Geri Geldi // Hikaye


Genç çift artık çıkışa yöneliyordu. Normalde uzun süren alışverişlerden nefret etmesine rağmen kızın yanında geçirdiği her an değerliydi oğlan için. Kızın kararsızlıkları, tüm mağazalara girip çıkması, gerekli gereksiz her şeyi denemek istemesi yer yer katlanılmaz olsa da oğlan yine de sabrının sınırlarını zorluyordu. Niye katlanmasın ki? İstediği tek şey onunla bir saniye daha fazla geçirmek değil miydi? Kızın durumu da çok farklı sayılmazdı. Normal şartlarda alışverişte bu kadar çok zaman harcamazdı. Ne alacağını önceden planlar, bütçesini belirlerdi. Neye ihtiyacı olduğunu ve öncelikli kriterlerini bilirdi her zaman. Bütçesini aşan ve kriterlerine uymayan şeylerle ilgilenmezdi bile. Kararsızlıkları ve gördüğü her şeye sahip olma isteği zaman zaman onu sıkıntıya soksa da sınırlı tuttuğu bütçesi onu dengelerdi. Ama bugün işler değişmişti. Oğlanın yanında bir an daha fazladan geçirmek için normalde elini bile sürmeyeceğe kıyafetleri inceliyor, kararsız kalmış gibi yapıyordu. ‘’Belki burda daha iyisini buluruz.’’ diye diye girmediği dükkan kalmamıştı, oysa o da biliyordu her mağazada ‘’moda’’ adı altında aynı kıyafetlerin satıldığını. Hangi mağazaya girseler ‘’Ne bakmıştınız?’’ diyen, sürekli peşlerinde dolaşan tezgahtarlar da sinirlerini bozmaya başlamıştı. Çıkışa yöneliyorlardı artık. Tüm çarşının altını üstüne getirmiş olsalar da ellerinde sadece birkaç poşet vardı. Kız tüm duygusal coşkusuna, içindeki sınırtanımaz dürtülere rağmen temkinli yaklaşmış, alışverişte kendini kaybetmemeye özen göstermişti. Amaç zaten birlikte daha fazla zaman geçirmekti, daha fazla ıvır zıvır almak değildi. Çarşıdan çıktıktan sonra meydana doğru yürüdüler. Oğlan unuttuğu bir şey aklına yeni gelmiş gibi atıldı:
-Ver poşetleri ben tutayım.
-Gerek yok, zaten yoruldun sen de.
-Olsun olsun, taşırım ben.
Ağır olan poşetleri oğlana verdi kız. Her ne kadar ‘’Gerek yok.’’ demiş olsa da ‘istemem yan cebime koy’ havaları aşikardı. ‘’Gerek yok.’’ demesi sadece bir formalitenin gereğiydi. Eğer oğlan düşüncesizlik ederek teklif etmeyi unutsaydı kız bunu elbette kafaya takardı.
-’’Siz kadınlar alışverişi niye bu kadar seviyorsunuz anlamam. Biz bir mağazaya girer, alacağımızı alır sonra geri döneriz. ‘’
-’’İstersen bir elektronik mağazasına gidelim ve kimin alışverişi sevdiğini orda tartışalım.’’ diye muzip bir cevap verdi kız.
Bunun üzerine oğlan yüzünü öte yana çevirip gülümsedi, kenara sıkıştırılmıştı ve bir cevabı yoktu. Ama bundan rahatsız da olmamış aksine memnuniyet bile duymuştu.
-’’Maksat eşyaya düşkünlük ve güzel görünme çabasıysa sizinle bizim aramızda aslında hiçbir fark yok.’’ diye devam etti. Oğlan tekrar kıza yönelmiş ve söylediklerini dikkatle dinliyordu. Bugüne kadar kızlarla kurduğu tüm ilişkiler oldukça laubai ve cıvıktı. Öyle ilişkiler eğlenceli gibi dursa da keyif vermemişti oğlana. Aksine içini sıkmıştı. Boş bir hayal, bir ilüzyon bir yalan gibiydi her şey. Oğlan, herkesin böyle ilişkiler yaşadığını görmüş olsa da kimsenin aradığının bu olmadığına ikna olmuştu. Tam karşısında duran kızın da aynı bilinçte olduğunu sezinlediği için onunla ilgileniyordu.
-’’Biz evlerimizi kıyafetle doldururuz, siz en son çıkan elektronik eşyalarla. Biz moda kataloglarını takip ederiz, siz araba dergilerini. Biz saçımıza şekil veririz, siz sakalınıza. Biz makyaj yaparız, siz de kas yaparsınız.’’ Kız oğlana ‘’daha sayayım mı?’’ der gibi bakarken oğlan:
-Kadınlarla erkekler arasında pek de bir fark yok mu diyorsun?
-Büyük bir iddiada bulunamam ama en azından bazı konularda öyleler. Tabii esas mesele olaylara nasıl baktığınla ilgili. Öznel bir yorum yani benimkisi.
Meydanın ortasına geldiklerinde hiç beklemedikleri bir anda gök gürlemeye başladı, onu yağmur takip etti. Konuşmaya o kadar dalmışlardı ki havanın bulutlanmış olmasını bile fark etmediler oysa çarşıya girdikleri sırada güneşin sıcağından kaçma derdindeydiler.
Yağmur giderek şiddetini arttırıyordu. Yanlarında ne bir şemsiye ne de bir hırka vardı. Sağanak yağmurun altında, meydanın tam ortasında kalakalmış olmalarına rağmen kız halinden oldukça memnundu. Oğlan hemen etrafına bakındı, sığınacak bir saçak altı bulunca kızı kolundan çekiştirip oraya götürmek istedi. ‘’Hadi gel.’’
Kız ise oğlanın çekiştirdiği kolunu kurtardı ve iki kolunu da iki yana açtı, yüzünü gökyüzüne çevirdi. Küçük bir kız çocuğuydu artık o; yağmurun tadını çıkaran, kaygısızca gülümseyen. Ellerini serbest bıraktı. Onu tutan ne vardı ki?
Poşetlerin parmaklarının arasından tereddütsüzce kaymasını şaşkınlıkla izledi oğlan. Poşetler yere düşünce sevinçle ve hızla dönmeye başladı kız. Siyah göz kalemi ve rimeli akmış, makyajla gizlediği çilleri ortaya çıkmıştı. Daha o sabah fön çektirmiş olmasına rağmen hiç rahatsız olmadı bu durumdan. Tek tek arınıyordu.
Yağmurun dinmeye niyeti yok gibiydi. Az önce insandan geçilmeyen o meydanda sadece ikisi kalmıştı artık. Ama kimin umrunda? Sırılsıklam olmalarına rağmen kızın tüm zincirlerden kurtulmasını hayranlıkla izliyordu oğlan. O da özgürleşiyordu. Üzerindeki kuru yeri kalmayan tüm marka kıyafetlerin, su içinde kalmış o pahalı ayakkabıların artık bir önemi kalmamıştı. Ama kimin umurunda?
Kız durdu ve koşarak oğlanın yanına geri döndü, yağmur başladığından beri içindeki küçük kız çocuğu heyecanını asla kaybetmemişti:
-’’Görüyor musun şu insanları?’’ dedi. ’’Artık hepsinin sadece tek bir derdi var. Başka hiçbir şey umurlarında bile değil. Akşama ne yiyeceklerini düşünmüyorlar. Hiçbir dedikodu artık onlar için çekici değil. Onlar sadece yağmurun dinmesini bekliyorlar. ‘’ Kız tekrar uzaklaşmaya ve kollarını açıp çocuk gibi dönmeye başladı. Kısacık sürecek olan bu yaz yağmurunun tadını çıkarmasın da ne yapsın? Tekrar durdu:
-’’Şu takım elbiseli adamı görüyor musun? Hangi ihaleyi umursuyor ki sence şu an? Peki ya şu liseli öğrenci? Hangi sınavın kaygısını yaşıyor ki sence? Şu saçak altlarına, şu otobüs duraklarına bir baksana, herkes nasıl da birlik olmuş. İşte bu kadar kolay görüyor musun? Bu kadar kolay.’’
Oğlan kızın söylediklerini duymuş ve ona hak vermişti. Aynı şeyi düşünüyordu onunla ancak gözü bir anlığına yol kenarındaki fırsattan istifade eden şemsiye satıcısına kaydı. Duyduğu fiyat karşısında şoke olmuştu. Kıza dönüp adamı işaret ederek:
-’’Ben sadece şu kalleş şemsiye satıcısını görüyorum. Üç katı fiyat söylüyor, üç!’’
Kız o adamı farketmiş olsa da oralı olmadı hiç. İçindeki küçük çocuğun heyecanını ve saflığını bir satıcı mı bozacaktı?
- ‘’Şu amcayı görüyor musun? Hiç tanımadığı insanları dolduruyor dükkanına ıslanmasınlar diye. O kalabalıkta biri kasayı boşaltabilir, birileri bir şeyler çalabilir ama onun umurunda bile değil. Ne kadar babacan görüyor musun? Dükkanının kapılarını kapatabilirdi oysa. İnsanlar sadece sığınacak birkaç metrekare yer arıyorlar, sadece birkaç metrekare! ‘’
Derken yağmur şiddetini azaltarak dindi. Yerini güneşe bıraktı. Kara bulutlar oradan tamamen uzaklaştı. İnsanlar sığındıkları yerlerden ayrılmışlardı bile. Hayat normale dönüyordu. Yağmur dinince kızın coşkusu da dindi. Eğilip poşetlerini aldı, içlerine dolan suları boşalttı. Yanlarından iki kadın geçti:
-Her gün akşama ne yemek yapıcam diye düşünmekten bıktım, bıktım!
Bir adam telefonda bir proje hakkında konuşuyor ve karşısındakine çıkışıyordu. Bir öğrenci, girdiği son deneme sınavını arkadaşına anlatıyor ve sınavlara sövüyordu. İki kişinin konuşmasına şahit oldular.
- O kendini beğenmiş geçen gün ne demiş biliyor musun?
- Ne demiş?
- .....
- Aaaa.
- Yaaa, sonra bizimki de ne dese beğenirsin ...
Oğlan:
-Bulutlar çekildi, Güneş geri geldi, kara bulutlar yok artık. Yeniden aydınlandı her yer. Hatta bir gökkuşağımız bile var. Ne büyük bir tezatlık görüyor musun?


*Kalemzade Cengiz Yardım’ın ‘’Bize Yalan Söylediler’’ kitabındaki bir bölümden esinlenilmiştir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder