Jane
Austen'ın eserlerini "kurgu olduğunu belli edercesine"
inatla mutlu sonla bitirmesini yer yer masalsı ve gerçekdışı
bulsam da okurken sanki Jane Austen hiçbir değişiklik yapmadan
sadece isimleri ve birkaç detayı değiştirip her şeyi olduğu
haliyle yazmış gibi hissediyorum. Belki de o iyi bir romancıdan
ziyade iyi bir gözlemciydi. Galiba ben onun bu yönünü çok
seviyorum.
Pride
and Prejudice ise Austen'ın en sevilen eserlerinden, Elizabeth
Bennet de en çok etki uyandıran karakterlerinden. Onun maddi hiçbir
şeye sahip olmamasına ve güçlü bağlantıları/akrabaları
bulunmamasına rağmen kişilik sahibi dik duruşu dönemin şartları
da düşünüldüğünde elbette takdire şayan.
Roman
adeta her şeyi özetleyen hayli çarpıcı bir cümleyle başlıyor.
Bennet ailesinin yakınlarındaki bir malikanenin halivakti yerinde,
genç, bekar Mr. Bingley tarafından kiralanması kafasını
kızlarına zengin bir kısmet bulmakla bozmuş olan anne Mrs.
Bennet'i harekete geçirir ve baba Mr. Bennet'i onu ziyarete gitmeye
ikna etmeye çalışır. Mrs. Bennet ömür törpüsü gibi bir kadın
ancak yine de içinde bulundukları durum göz önüne alındığında
ona hak vermemek mümkün değil. Baba Mr. Bennet ise kendi halinde,
aklı başında, kabullenmiş ve biraz da muzip bir adam.
Elizabeth'in
naif, duygularını kendi içinde yaşayan ablası Jane de ilgi
uyandıran bir diğer karakter. Onun, duygularını kendi içinde
yaşaması iyi bir şey gibi gözükse de acı çekmesine sebep olur.
Elizabeth'in kendinden küçük üç kız kardeşi daha vardır.
Kitaplarda
ana kahramanların etrafında bir şekilde görülen, üzerinde fazla
durulmayan fakat okuyucuların kesinlikle önemsemesi gerektiği yan
karakterler vardır. Elizabeth'ten yaşça büyük olan arkadaşı
Charlotte Lucas da bunlardan biridir benim gözümde. Elizabeth'in ne
olursa olsun aşkı arayan haline karşın o kendini güvence altına
alacak bir evliliği seçer. Bir anlamda mantık evliliği yapan bu
kadın bence gayet gerçekçi davranışlar sergiler. Bugün bile
birçok kadın böyle evlilikler yapmak zorunda kalır. Ailesinden
anlamlı bir miras elde edemeyecek ve mesleği/eğitimi iyi bir iş
bulup rahat bir şekilde geçinmesine el veremeyecek olan günümüz
kadınları da onunki gibi bir durumda aynen onun yaptığı gibi
yapabilir.
Yüzeysel
olarak bakıldığında masalsı bir aşk hikayesine benzeyen bu
eser, üzerinde düşünüldüğünde birçok ince ayrıntı
farkedilicektir. O nedenle eseri hafife almak bence yazarına
haksızlık olur. Zira çiftin birlikte göründüğü ve karşılıklı
konuştuğu sahneler aslında oldukça az. Elizabeth'in ailesi içinde
ve çevresinde gelişen olaylar önplanda, hikaye bunun üzerine inşa
edilmiş. Eserde Elizabeth Bennet ve Mr. Darcy karakterleri
aracılığıyla gurur ve önyargı kavramlarının daha doğrusu
gururdan kaynaklanan önyargının işlendiğini ve bunların nasıl
aşk sayesinde kırılabileceğinin gösterildiğini söyleyebiliriz.
Birçok
güzide eser gibi bu eserin de dizi ve film uyarlamaları yapılmış.
1995 yapımı bir minidizi ve 2005 yılında çekilen bir film.
Kitaba uygunluk bakımından minidizi mükemmel. Neredeyse her şey
kitaptaki gibi ekrana yansıtılmış fakat film öyle değil. Yine
de olayların fazla saptırılmadığını ve fena bir uyarlama
olmadığını söyleyebilirim. Müzikleri ise şahane.
Tüm
bunların yanında anlayamadığım bir şey var. Özgün adı Gurur
ve Önyargı olan bu roman ülkemizde çoğu yayınevi tarafından
Aşk ve Gurur adıyla yayımlanmış. Ben de bir zamanlar bu iki
çevirinin de farklı eserlere ait olup farklı konulara değindiğini
sanırdım. Kütüphanede elime Türkiye İş Bankası Yayınları'nın
çevirisi geçti ve farkında olmadan bu kitabı adına yaraşır
şekliyle okuyabildiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Çünkü
ben okurken sık sık gurur ve önyargı kavramları üzerine
düşünmüştüm. Hangi karakterin neyi temsil ettiğini anlamaya
çalışmıştım. Bağlantılar kurarken bu ikisi hep aklımdaydı.
Gurur ve önyargının nasıl içiçe geçtiğini görmüştüm.
Eğer
Aşk ve Gurur ismiyle bu kitabı okusaydım sanırım önyargı
kavramı aklıma bile gelmeyecekti ve ben maalesef çoğu detayı
kaçırmış olacaktım. Çünkü "Aşk ve Gurur"
dendiğinde aklıma gururu ve aşkı arasında kalan insan(lar)
geliyor. Bu isim belki çok uç bir çeviri sayılmaz ama ben yine de
-roman bir aşk romanı olsa bile- bu ismin tüm romanı temsil
etmediğini düşünüyorum. Yalnızca Mr. Darcy karakteri için
uygun görünüyor bu isim. Oysa romanın baş kahramanı Elizabeth
Bennet'tir ve Mrs. Bennet bile Mr. Darcy'e karşı servet sahibi
olmasına rağmen önyargılıdır.
Çeviri
işi zor iş, kabul ediyorum. Zorluğun daha başlıkta başladığını
da biliyorum. Bazen hedef dilde o sözcüğün karşılığı olmaz
bazen de olsa bile kültür ve anlayış farkından dolayı o
sözcüklerin etrafında toplanan çağrışımlar kafakarıştırıcı
olur. İki dilin yapısal farklılıklarından da kaynaklanabilir
bazen sorunlar.
Karlar
Ülkesi filmini hatırlayın. Orijinal adı Frozen olan bu filmi
Türkçe'ye "Donmuş" olarak çevirmek sanırım nahoş
olurdu. Bana kalırsa kimse o adı duyunca filmin bir animasyon çocuk
filmi olduğunu düşünemezdi. "Karlar Ülkesi" olarak
çevirmek bu durumda gayet başarılı bir iş olmuş.
Pride
and Prejudice'e dönecek olursak, buradaki sorun böyle değil.
Aslında burada bir sorun da yok. Dilimiz Pride and Prejudice'deki
kadar ahenkli olmasa da orijinal adına uygun şekilde çevirmeye
müsait. Eserin sahibi bile başlıkta aşka vurgu yapmamışken ve
"önyargı" eserde bu kadar güzel işlenmişken nasıl
olur da aşk için prejudice'den vazgeçilir?
Bir
de şuna inanıyorum; yazarların söylemek istedikleri şeyler
vardır ve hiçbir yazar eserine rastgele bir isim vermez.
Fotoğraf bana aittir.
Nur
Sava