8 Temmuz 2017 Cumartesi

Michel : die Kirche, die die Händler empfängt


***Dieses Essay wurde zuerst auf Englisch (Michel : The Church which welcomes traders) als nur eine Hausaufgabe (Beschreibungsessay) geschrieben. Ich wollte es selbst ins Deutsche übersetzen. Ich bin noch nie in Hamburg geblieben. Das Foto ist von Pixabay. ***


Ungeachtet des Glaubens, die großartigsten Gebäude in der ganzen Welt sind unzweifelhaft die, die nach geistlichen Zielen gebaut worden sind. Die größten Gebetsplätze sind überall in der Geschichte immer die Wahrzeichen der Gebiete. Wenn Hamburg in Betracht kommt, tritt Sankt Michaelis (ugs. Michel) heraus.

Die lutheranische Kirche kann man vom Hafen Hamburg gut sehen. Sie befindet sich so nah, dass man fühlt, wie sie die Händler empfängt. Das ist doch kein warmer Empfang. Denn ihr Turm erhebt sich genauso wie ein seriöser Hüter. Der 132-Meter-hoche, würdige und die Schiffe, die auf dem Fluss Elbe segeln, orientierende Kirchturm beherrscht den Hafen und den Horizont von Hamburg. Er bietet trotzdem einen herrlichen Blick des Hafens und der Stadt, welchen man sofort annehmen soll.

Wenn Sie den Haupt-Eingang betreten, begrüßt Sie eine atemraubende Statue von oben. Das ist der über den Teufel siegender Erzengel Michaelis, deshalb wird die Statue der Sieg über den Teufel genannt. Der Devil, der Flügel wie eine Fledermaus hat, ist unter Sankt Michaeliss Füße dargestellt. Mit einem Speer in der rechten Hand, steht der Erzengel bereit ihn zu töten. Beide sind Männer dargestellt und scheinen sehr starke Körper zu haben.

Anders als die meisten Kirchen ist es ziemlich hell innen von Sankt Michaelis. Die großen Fenster erlaubt dem Tageslicht reinzukommen und die Kirche zu erhellen. Dank der weißen Wände und der Eleganz der Schlichtheit fühlt man sich dort friedlich. In der Mitter des Bauwerks können Sie die Barockstilkanzel und den Engel der Verkündigung auf dem breiten Dach sehen. Die Kanzel hat auch eine wundersame satte Treppe.



Vielleicht gibt es Vieles zu machen, wenn Sie Hamburg besuchen. Aber wenn Sie ohne ein Auge auf diese großartige Kirche zu werfen zurückkehren, Sie werden bestimmt Vieles verlieren. Michel ist mehr als eine Sehenswürdigkeit. 

6 Temmuz 2017 Perşembe

Michel : The Church Which Welcomes Traders




*** This essay was just written for a homework (descriptive essay ). I only wanted to share it on my blog. I have never been to Hamburg and the photo was taken from Pixabay.***

Regardless of faith the most splendid buildings all over the world are undoubtedly the ones which were built for religious purposes. Throughout history, the greatest places of worships have always been the landmarks of every single region. When it comes to Hamburg, St. Michael’s Church (colloquially called Michel) rises to prominence.


  The Lutheran church can be easily seen from the Port of Hamburg. It’s located so close that feels the church welcomes the traders. This is not a very warm welcome, though. Because its tower stands upright just like a serious guardian. This 132-meter-high, dignified and marking orientation to ships sailing on the river Elbe steeple dominates the harbour and the skyline of Hamburg. Still, it offers a fabulous view of the port and the city, which should be accepted at once.


  When you come to the main entrance, a breathtaking sculpture above will greet you. It’s the archangel Michael defeating the devil, so the sculpture is called St.Michael’s Victory over the Devil. The bat-winged devil is shown under St. Michael’s feet. Grasping a spear in his right hand, the archangel is about to kill him. Both of the angel and the devil are represented as men and both seem to have very strong bodies.


  Unlike many other churches, inside of St. Michael’s it’s very bright. The huge windows enable the daylight come into the church and lighten. Owing to the white walls and the elegancy of plainness, it feels peaceful there. In the center of the building, you can see the baroque pulpit and on its large roof the Angel of Annunciation. The pulpit also features a wondrous dark-coloured staircase.

  There may be lots of interesting things to do when you visit Hamburg. But when you return home without setting eyes on this splendid church, you will definitely miss a lot. Michel is more than worthing of a visit.


2 Temmuz 2017 Pazar

Aşk ve Gurur ya da Gurur ve Önyargı // Kitap Yorumu





Jane Austen'ın eserlerini "kurgu olduğunu belli edercesine" inatla mutlu sonla bitirmesini yer yer masalsı ve gerçekdışı bulsam da okurken sanki Jane Austen hiçbir değişiklik yapmadan sadece isimleri ve birkaç detayı değiştirip her şeyi olduğu haliyle yazmış gibi hissediyorum. Belki de o iyi bir romancıdan ziyade iyi bir gözlemciydi. Galiba ben onun bu yönünü çok seviyorum.

Pride and Prejudice ise Austen'ın en sevilen eserlerinden, Elizabeth Bennet de en çok etki uyandıran karakterlerinden. Onun maddi hiçbir şeye sahip olmamasına ve güçlü bağlantıları/akrabaları bulunmamasına rağmen kişilik sahibi dik duruşu dönemin şartları da düşünüldüğünde elbette takdire şayan.

Roman adeta her şeyi özetleyen hayli çarpıcı bir cümleyle başlıyor. Bennet ailesinin yakınlarındaki bir malikanenin halivakti yerinde, genç, bekar Mr. Bingley tarafından kiralanması kafasını kızlarına zengin bir kısmet bulmakla bozmuş olan anne Mrs. Bennet'i harekete geçirir ve baba Mr. Bennet'i onu ziyarete gitmeye ikna etmeye çalışır. Mrs. Bennet ömür törpüsü gibi bir kadın ancak yine de içinde bulundukları durum göz önüne alındığında ona hak vermemek mümkün değil. Baba Mr. Bennet ise kendi halinde, aklı başında, kabullenmiş ve biraz da muzip bir adam.

Elizabeth'in naif, duygularını kendi içinde yaşayan ablası Jane de ilgi uyandıran bir diğer karakter. Onun, duygularını kendi içinde yaşaması iyi bir şey gibi gözükse de acı çekmesine sebep olur. Elizabeth'in kendinden küçük üç kız kardeşi daha vardır.

Kitaplarda ana kahramanların etrafında bir şekilde görülen, üzerinde fazla durulmayan fakat okuyucuların kesinlikle önemsemesi gerektiği yan karakterler vardır. Elizabeth'ten yaşça büyük olan arkadaşı Charlotte Lucas da bunlardan biridir benim gözümde. Elizabeth'in ne olursa olsun aşkı arayan haline karşın o kendini güvence altına alacak bir evliliği seçer. Bir anlamda mantık evliliği yapan bu kadın bence gayet gerçekçi davranışlar sergiler. Bugün bile birçok kadın böyle evlilikler yapmak zorunda kalır. Ailesinden anlamlı bir miras elde edemeyecek ve mesleği/eğitimi iyi bir iş bulup rahat bir şekilde geçinmesine el veremeyecek olan günümüz kadınları da onunki gibi bir durumda aynen onun yaptığı gibi yapabilir.

Yüzeysel olarak bakıldığında masalsı bir aşk hikayesine benzeyen bu eser, üzerinde düşünüldüğünde birçok ince ayrıntı farkedilicektir. O nedenle eseri hafife almak bence yazarına haksızlık olur. Zira çiftin birlikte göründüğü ve karşılıklı konuştuğu sahneler aslında oldukça az. Elizabeth'in ailesi içinde ve çevresinde gelişen olaylar önplanda, hikaye bunun üzerine inşa edilmiş. Eserde Elizabeth Bennet ve Mr. Darcy karakterleri aracılığıyla gurur ve önyargı kavramlarının daha doğrusu gururdan kaynaklanan önyargının işlendiğini ve bunların nasıl aşk sayesinde kırılabileceğinin gösterildiğini söyleyebiliriz.

Birçok güzide eser gibi bu eserin de dizi ve film uyarlamaları yapılmış. 1995 yapımı bir minidizi ve 2005 yılında çekilen bir film. Kitaba uygunluk bakımından minidizi mükemmel. Neredeyse her şey kitaptaki gibi ekrana yansıtılmış fakat film öyle değil. Yine de olayların fazla saptırılmadığını ve fena bir uyarlama olmadığını söyleyebilirim. Müzikleri ise şahane.

Tüm bunların yanında anlayamadığım bir şey var. Özgün adı Gurur ve Önyargı olan bu roman ülkemizde çoğu yayınevi tarafından Aşk ve Gurur adıyla yayımlanmış. Ben de bir zamanlar bu iki çevirinin de farklı eserlere ait olup farklı konulara değindiğini sanırdım. Kütüphanede elime Türkiye İş Bankası Yayınları'nın çevirisi geçti ve farkında olmadan bu kitabı adına yaraşır şekliyle okuyabildiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Çünkü ben okurken sık sık gurur ve önyargı kavramları üzerine düşünmüştüm. Hangi karakterin neyi temsil ettiğini anlamaya çalışmıştım. Bağlantılar kurarken bu ikisi hep aklımdaydı. Gurur ve önyargının nasıl içiçe geçtiğini görmüştüm.

Eğer Aşk ve Gurur ismiyle bu kitabı okusaydım sanırım önyargı kavramı aklıma bile gelmeyecekti ve ben maalesef çoğu detayı kaçırmış olacaktım. Çünkü "Aşk ve Gurur" dendiğinde aklıma gururu ve aşkı arasında kalan insan(lar) geliyor. Bu isim belki çok uç bir çeviri sayılmaz ama ben yine de -roman bir aşk romanı olsa bile- bu ismin tüm romanı temsil etmediğini düşünüyorum. Yalnızca Mr. Darcy karakteri için uygun görünüyor bu isim. Oysa romanın baş kahramanı Elizabeth Bennet'tir ve Mrs. Bennet bile Mr. Darcy'e karşı servet sahibi olmasına rağmen önyargılıdır.

Çeviri işi zor iş, kabul ediyorum. Zorluğun daha başlıkta başladığını da biliyorum. Bazen hedef dilde o sözcüğün karşılığı olmaz bazen de olsa bile kültür ve anlayış farkından dolayı o sözcüklerin etrafında toplanan çağrışımlar kafakarıştırıcı olur. İki dilin yapısal farklılıklarından da kaynaklanabilir bazen sorunlar.

Karlar Ülkesi filmini hatırlayın. Orijinal adı Frozen olan bu filmi Türkçe'ye "Donmuş" olarak çevirmek sanırım nahoş olurdu. Bana kalırsa kimse o adı duyunca filmin bir animasyon çocuk filmi olduğunu düşünemezdi. "Karlar Ülkesi" olarak çevirmek bu durumda gayet başarılı bir iş olmuş.

Pride and Prejudice'e dönecek olursak, buradaki sorun böyle değil. Aslında burada bir sorun da yok. Dilimiz Pride and Prejudice'deki kadar ahenkli olmasa da orijinal adına uygun şekilde çevirmeye müsait. Eserin sahibi bile başlıkta aşka vurgu yapmamışken ve "önyargı" eserde bu kadar güzel işlenmişken nasıl olur da aşk için prejudice'den vazgeçilir?

Bir de şuna inanıyorum; yazarların söylemek istedikleri şeyler vardır ve hiçbir yazar eserine rastgele bir isim vermez.

Fotoğraf bana aittir.

Nur Sava